| | Üretsiz Blog oluştur

Kıbrısın Tatil Yerleri Girne

Kale 7.yy'da, Arap akınlarına karşı kentin korunması için yapılmıştır. Lüzinyanlar döneminde, Kantara kalesi gibi önemli bir yer olmuştur. Bu dönemde kale bazı yapısal değişikliklere de uğramıştır. Bu restorasyon çalışmalar 1373 yılındaki Cenevizliler kuşatması ile ara bulmuş, daha sonra yeniden devam etmiştir. Kale yapılırken o dönemin savunma taktikleri zırhlı şövalye ve okçulara göre düşünüldüğünden, 1489′dan sonra kaleyi kontrole alan Venedikliler, Osmanlı topçu saldırılarını gözönüne alarak yeniden inşaya girişmişlerdir. Kuzeybatı ve güneydoğu kulelerini ekleyerek, önlemler almaya çalışmalarına rağmen, Lefkoşa'daki Osmanlı zaferinden sonra kaleyi direniş göstermeden 1570 yılında Osmanlılara teslim etmişlerdir. Kaleye giriş bir hendek üzerinden olmaktadır. 1400′lü yıllara kadar bu hendek içi su dolu olarak kullanılmıştır. İç kapının tonozunda bulunan üç aslanlı Lüzinyan amblemi başka bir yapıdan buraya getirilmiştir. Kalenin içinde 1100′lü yıllarda yapıldığı sanılan bir Bizans kilisesi (St. George Kilisesi) yer almaktadır. 1570 yılında Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa'nın lahiti de kalede bulunmaktadır. Kalenin diğer bölümlerini Kuzeybatı, Güneybatı ve Güneydoğu Venedik kuleleri, Lüzinyan dönemi Bekçi odası, Lüzinyan dönemine ait büyük salon, çeşitli zindan ve ambar amaçlı kullanılmış olan odalar, Bizans dönemine ait kule, Venedik Savunma platformu, sarnıç, Venedik dönemine ait cephanelik ve top mazgalı ve Batık Gemi Müzesi oluşturur. Kalede yakın dönemde, Eski Eserler Dairesi tarafından yapılan çalışmalarla çeşitli tarihsel tipleme ve mekan canlandırmaları ile adeta bir Açık Hava Müzesi atmosferi yaratılmaya çalışılmaktadır.

Anthipanitis Kilisesi

Eski bir manastırın önemli bir bölümüdür. Mimari tarzı Kıbrıs'ta fazla rastlanmayan bir tiptedir. Kubbe bir sekizgen üzerindeki yuvarlak sütunlar üzerine oturtulmuştur. Beşikkemerli ve giriş kolu 15. yy'da eklenen, Gotik tarzdaki taş işçiliğinin güzel örneklerindendir. Binadaki fresklerden günümüze dek gelenlerin bir kısmı orijinal, bazıları 15. yy'a aittir. Orijinal fresklerde Başmelek Cebrail ile Mihail'in arasında göğsünde çocuk olan Meryem figürü de yer almaktadır. Bazı fresklerde Cebrail figürü ve St. Anthony ve vaftiz sahnesi, St. Eudoksia ile St. Paul figürleri de bulunmaktadır. Kubbedeki tahtın hazırlanması ile ilgili 15. yy'a ait figürde, İsa meleklerle çevrilmiş bir madalyonun ortasında, bir yanında Meryem, bir yanında vaftizci Yahya olduğu durumda resmedilmişlerdir. Ayrıca on iki havari ve peygamberler sahnede bulunmaktadırlar.

Batık Gemi Müzesi

Girne Kalesi'nde bulunan Batık Gemi Müzesi'nde sergilenen gemi, bugüne dek ele geçen en eski gemi olarak bilinmektedir. Akdeniz'de İskender'in ölümünden sonra kurulan Hellenistik krallıklar dönemine aittir. İlk olarak 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından suyun üç metre derinliğindeyken farkedilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından çıkarılmıştır. Batıktaki badem kalıntılarına yapılan testler M.Ö. 288, kerestesine yapılan testler ise M.Ö. 389 yılını göstermektedir. Bu da geminin battığı zaman yaklaşık seksen yıllık olduğunu gösterir. Geminin 15 metre uzunluğundaki gövdesi Halep çamından yapılmıştır. Akdeniz ağaç kurdundan korunması için de kabuk koruyucu bir madde ile kaplanmıştır. Gemide bulunan 400 civarındaki anforanın Rodos'tan yüklendiği sanılmaktadır. Bunun yanısıra İstanköy işi 29 adet bozalt değirmen taşıyla da karşılaşılmıştır. Teknenin adaya yönelmeden önce Akdeniz ve Ege kıyılarında alışveriş yaptığı, tekne mürettabatının ana besin kaynağının badem olduğu bulunan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Gemide insan iskletine ise rastlanmamıştır.

Halk Sanatları Müzesi

Girne Limanı'nda bulunan 18. yy'a ait bir Kıbrıs evi günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Giriş katında zeytinyağı mengeneleri, karasaban, tezgah, küp ve döven gibi hasatla ilgili tarım araçları bulunmaktadır. Üst kat ise geleneksel el sanatı örneklerine ayrılmıştır. Bunlar arasında tığ işleri, yatak ve masa örtüleri, yün çorap, oymalı sandıklar, gelinlikler ve dolaplar yer alır.

İkon Müzesi

Eski Arkhangelos Kilisesi, Girne ve çevresinde toplanan ikonların sergilendiği bir ikon müzesi olarak kullanılmaktadır. Kilisenin Çan kulesi, 1860 yılında inşa edilmiş olan kiliseye yirmi beş yıl sonra ilave edilmiş olup, bu çan kulesi Girne şehrinin hemen her yerinden görülmektedir.

St. Hilarion Kalesi

Buffavento ve Kantara kaleleri gibi adanın Arap saldırılarına karşı korunması için yapılan kalelerden biridir. Kalenin adı Hilarion adlı bir azizden gelmektedir. Buraya 10.yy'da bir manastır ve kilise de inşa ettirilmiştir. Kalenin adına ilk kez 1191′li yıllardaki kayıtlarda rastlanmaktadır. Bir dönem canlı ve stratejik bir önemi olmasına rağmen, daha sonraları Lüzinyan soylularının yazlık ve dinlenme yeri işlevini görmüştür. Özellikle ateşli silahların icadı ve kıyı şeritlerinin savunmasının önem kazanması ile birlikte, Kantara ve Buffavento kaleleri gibi önemini ve işlevini yitirmiştir. Kalede üç ayrı bölüm bulunmaktadır. Ana girişi koruyan savunma yeri Bizanslılar tarafından 11.yy'da güçlendirilmiştir. Aşağı bölüm atlar ve askerler için kullanılmaktaydı. Daha üstteki bölümde, kral sarayı, mutfak, kilise yer almaktadır. Bu bölümde su deposu da bulunmaktadır. Yukarı Kalenin girişinde bir Lüzinyan Kapısı vardır. İki zirvenin ortasında avlu bulunmaktadır. Soylular doğu bölümünde ikamet ederler, mutfak ve diğer gündelik odalar ise batı bölümünde yer alırdı. Kraliyet konutunun ikinci katında bulunan Kraliçe Penceresi'nden (gotik tarzda oyulmuş bir pencere) çevrenin panoraması doyumsuzdur. Zirvede ise Prens John kulesi bulunmaktadır.

Bellapais Manastırı

Gotik sanatın eşsiz örneklerinden biri olan manastır, Beşparmak dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Fransızca "Abbaye de la Paix" yani "Barış Manastırı" sözcüklerinden bugünkü adı doğmuştur. Manastırın ilk sakinleri 1187 yılında Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhebi rahipleridir. İlk manastır binasının yapımı 1198 - 1205 yılları arasındadır. Bugün görünen yapının büyük bir kısmı Fransa Kralı III. Hugh tarafından (1267 - 1284) inşa ettirilmiştir. Avlunun etrafını çeviren revaklar ve yemekhane ise Kral IV. Hugh döneminde (1324- 1359) yapılmıştır. Kıbrıs Osmanlılar tarafından alındıktan sonra manastır, Yunan Ortodoks Kilisesine verilmiştir. Avlunun yanındaki kilise manastırın en iyi durumdaki kısmıdır. Ön yüzdeki İtalyan freskleri 15. yy'da yapılmışlardır. Avludaki iki mermer lahit bir dönemler rahipler tarafından lavabo gibi kullanılmıştır. Lahitlerin arkasındaki kapıda, Kudüs, Lüzinyan ve Kıbrıs krallıklarının armaları asılıdır. Manastırın yemekhanesi de Gotik sanatın eşsiz örneklerindendir. Orta avlunun doğusunda rahiplerin iş odaları ve meclis odaları yer almaktadır. Meclis odasının ortasındaki sütunun ise erken dönem Bizans kilisesine ait olduğu düşünülmektedir. Rahiplerin yatakhaneleri ile hazine odası üst katta yer almaktadır.

Buffavento Kalesi

Girne dağlarında 950 metre yüksekliğe kurulmuş olup, St. Hilarion ve Kantara kaleleri ile birlikte Arap saldırılarına karşı oluşturulmuş olan savunma hattının bir parçasıdır. Lüzinyanların döneminde (1192 - 1489) kale hapishane olarak kullanılmıştır; adı da "Aslan Şatosu" olarak geçmektedir. Venedik döneminde, adanın savunması için kıyı şehrindeki kaleler önem kazandığından, Buffavento kalesi ihmal edilmiştir. Kale, Aşağı ve Yukarı Kale olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. Aşağı Kale'nin kemerli bir girişi vardır. Girişin karşısındaki odalarda erzak saklanır ve bir kısmı da yatakhane olarak kullanılırdı. Odalar altında bir de su sarnıcı bulunmaktadır. Yukarı Kale'nin kapı ve oda kemerlerindeki, kırmızı tuğla işçilik Bizans tarzındadır. Burada bulunan kiliseden geride az bir kalıntı vardır. Buffavento'nun kelime anlamı "Rüzgara Boyun Eğmeyen"dir . Kaleden bakıldığında Trodos dağları ve Lefkoşa'nın tüm güzelliği gözler önündedir.

Lambousa

Lambousa'nın ilk yerleşenlerinin M.Ö. 13. yy'da Yunanistan'dan geldikleri, daha sonraları bölgenin M.Ö. 8. yy'da Fenikelilerin yönetimine girdiği bilinmektedir. Roma ve Bizans döneminde parlak bir hayat seviyesi söz konusudur. Kentte tiyatro ve gimnazium gibi sivil mimari örnekleri de inşa edilmiştir. Bu refah dönemi M.S. 7. yy'daki Arap akınlarıyla son bulmuştur. Surlar, kaya mezarları ve balık havuzları önemli kalıntılardır. Balık havuzları Roma döneminde oyulmuş olup, temiz suyun girip, sıcak ve kirli suyun çıkması için kanalları mevcuttur. Lambousa'ya ait bulgular 1900′lü yıllarda başlayan iki aşamalı kazılarla bulunmuş olup, çok sayıda tabak, kaşık gibi değerli eşyalar içermekte, fakat ne yazık ki günümüzde çoğu, New York, Londra gibi yabancı ülke şehirlerinin müzelerinde sergilenmektedir. Bu hazinelerin Arap korsanlarının akımı sırasında toprağa gömüldükleri düşünülmektedir. Çoğu eser İmparatorluk damgasını taşıdığından 627 - 630′lu yıllar arasında yapıldıkları anlaşılmaktadır.

Hz. Ömer Tekkesi

7. yy'da Emevi Halifesi Muaviye dönemindeki Arap akınları sırasında şehit düşen Ömer adındaki komutan ve arkadaşlarının mezarları yer almaktadır. Türbe ve mescit binası Osmanlılar tarafından yapılmıştır.

Sourp Magar Manastırı

İlk olarak M.S.1000 yıllarında bir Koptik manastır olarak kurulmuş ve İskenderiye'li aziz St. Makarios'a adanmıştır. Meryem Manastırı olarak da anılmaktadır. 15. yy. başında Ermeni Kilisesi'ne geçen manastır, zamanla Ermeni hacılarının Kudüs'e giderlerken geçiş noktası - ikinci bir hac noktası- işlevini görmüştür. 1974 yılına kadar bu işlevi sürmüştür. Lefkoşa'da yaşayan Ermeni toplumu tarafından yazlık olarak da kullanılmaktaydı. Şu andaki kalıntılar 19. yy'a aittir. Ayrıca duvarlarında Ermenice bir yazıt da bulunmuştur.

Vrysi (Çatalköy)

Neolitik döneme ait bir yerleşim yeridir. Buradaki yerleşimin M.Ö. 4000-3000 yılları arasında Anadolu'nun Kilikya bölgesinden gelenler tarafından gerçekleştirildiği yapılan kazılardan anlaşılmaktadır. Kazılar o dönemdeki ekonominin tarıma dayandığını göstermektedir. Toprak kapların el yapımı olduğu anlaşılmaktadır. Evler birbirlerine dar dehlizlerle bağlıdır. Duvarlar taş ve balçıktan yapılmış olup, iç yüzeyleri balçıkla sıvanmıştır; damlar ise kamıştan yapılmış olup, çamur ve balçıkla örtülmüştür. Yerlerde ise sazdan örtülmüş hasırlar kullanılmıştır. M.Ö. 3000 yıllarındaki bir depremden sonra Vrysi halkı buradan ayrılarak başka bir yere göçmüşlerdir.

Karmi Nekropolu

Karmi köyü yakınlarındaki arkeolojik kazılar sonucu Orta Tunç çağına ait oda şeklinde mezarlar ortaya çıkarılmıştır. Bu mezarlardan birinin koridorundaki insan figürü, adada yapılan araştırmalarda bulunan en eski insan figürü olarak kabul edilmektedir. Figür bereket tanrıçasını simgeler. Mezarlarda ölü armağanları olarak mavi fayans boncuklara rastlanmış, Girit'ten gelmiş Minos uygarlığına ait kaplar da bulunmuştur. Bu nesnelerin Lapithos'daki gemilerde çalışan gemicilere ait olabilecekleri düşünülmektedir. Bu veriler adada Tunç Çağı döneminde, çevre ülkelerle varolan ticari ilişkilerin de göstergesidir.

Lapta

Arap akınlarının sıklığı nedeniyle Lambousa sakinleri yerleşim yerlerini dağın yamacına taşıyarak bugünkü Lapta'yı kurarlar. Lapta'daki yerleşim Lüzinyanlar döneminde daha da gelişmiştir. Bölgede yapılan kazılar, Lapta'nın dışında bir Kalkolitik dönem yerleşiminin ve Demir Çağı'na ait oda mezarlarının ipuçlarını vermektedir.

Kirsokava

Denize doğru uzanan bu kayalık burun Romalılar döneminde mezarlık ve sonradan da taş ocağı olarak kullanılmıştır. Bizans döneminde bazı Hıristiyanlar Roma mezarlarının ve bu taş oyuklarının arasına yerleşmişlerdir. Aya Mavra Kilisesi de bu türden bir eski Roma kaya mezarı içinde yer almaktadır. Duvarlarında havan ile tavanda da Miraç sahnesini gösteren freskler vardır

Ölüler ülkesine giden mağara

Türkiye'de görmediğimiz, bilmediğimiz öyle yerler var ki... Mesela ölüler ülkesine giden mağara. Suyunda mendil ıslatınca acının dindiği adres...

Yeşil ile mavinin birleştiği, binlerce yıllık tarihi eserleri, asırlardır süregelen gelenekleri ve kendine özgü yemekleriyle Karadeniz turları Bölgesi, doğayı her yönüyle keşfetmek isteyenlerin tercihi olmaya devam ediyor.

Rize'ye yolu düşenler, bir yudum Rize çayı içmeden, endemik bitki türleri ile dünyanın sayılı güzelliklerinden olan Kaçkar Dağları'nı görmeden, meşhur Laz böreğini yemeden dönmemeli. Ender güzelliklerden olan Çaykara ilçesindeki Uzungöl görülmeye değer.

Bolu'daki ünlü Abant, Yedigöller turları ve Gölcük Tabiat Parkı'nın yanı sıra Sülüklü Göl, Sünnet Gölü, Aladağ Gölü ve Seben Taşlı Yayla Göleti doğa tutkunlarını bekliyor.

Trabzon'da, yöresel yemeklerden kara lahana dolması, kaygana, Mısır turları ekmeği, tereyağında alabalık, Hamsiköy sütlacı, Akçaabat köftesi, Trabzon tereyağı ve peynirinden yapılan meşhur kuymağın tadına bakılabilir.

ARTVİN: ''Göğe Komşu Topraklar'' olarak adlandırılan Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3 bin 900 metreye kadar yükselen, birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında krater gölleri ile adeta doğa tutkunlarının ayrılmakta zorlanacağı bir kent.

SAMSUN: Kaz etinden yapılan tirit, Samsun pidesi ve meşhur tatlısı ''nokul'' ile hamsi, mezgit ve kalkan tava Samsun'da tadına bakılmadan dönülmemesi gereken lezzetler.

ORDU: Perşembe'deki Hoynat Adası ve Yason Burnu, Ulubey'deki Oktamış Şelalesi, Mesudiye'deki Keyfelan Yaylası, Gölköy'deki Ulugöl, Akkuş Argın Yaylası, Kabadüz'deki Çambaşı Yaylası Ordu'da görülmesi gereken yerlerden.

AMASYA: Doğa harikası Borabay Gölü ve Taşova'daki Yukarı Baraklı Şelalesi ise Amasya turları'nın doğal güzelliklerinin başında geliyor.

KARA ELMASIN CENNETİ; ZONGULDAK

ŞELALEYE GİDİN: Harmankaya Şelaleleri'nde yapılacak yürüyüş, mükemmel bir doğa keşfi sunar. Kentin 5 kilometre dışında, 13 kilometrelik zorlu parkurda yürüyerek temiz havanın ve doğa güzelliklerinin keyfine varacak olanlar, şelalelerin oluşturduğu göletlerde yüzmenin verdiği keyfi de yaşamadan gezilerini tamamlamalı.

''ÖLÜLER ÜLKESİNE'' GİDEN MAĞARA : Ereğli ilçesinde, mitolojide, ''yeraltı tanrısı Hades'in ülkesine açılan yollardan biri'' gösterilen Cehennemağzı Mağaraları, gizemli havasıyla meraklılarını bekliyor.

Roma Döneminde Hristiyanlığı ilk kabul edenlerin işkence gördüğü ve kitlesel olarak yok edildiği tahmin edilen Ereğli'de, gizli ibadet yeri olarak kullanıldığına da inanılan mağaralar gizemini koruyor.

NE YEMELİ: Zonguldak'a gelenler, bir balık restoranda yemek yemeden ya da ormanlar içindeki bir alabalık tesisinde peynirle pişirilen balığı tatmadan kentten ayrılmamalı.

GÖRMEDEN DÖNMEYİN: Eğer, ''zaman makinesi'' icat edilmiş olsa ve Karabük'ün Safranbolu turları ilçesinde 100 yıl öncesine gidilse, bugünkünden farklı bir kent yapısıyla karşılaşılamaz. Bütün olarak korunan tarihi konakları ve Arnavut taşlı sokaklarıyla Safranbolu, adeta ziyaretçilere zamanda yolculuk yapma olanağı sunuyor.

TÜRKİYE'NİN VENEDİK'İ; AMASRA:

Yeryüzündeki cennet olarak tanımlanıyor... O yüzden Amasra'ya ayrı bir tur yapmanızı öneriyoruz... Eşsiz güzellikte nadide bir mekan...

İtalya'nın 118 adacık üzerine kurulu ve 170 su kanalının yer aldığı Venedik turları şehri gibi turlar düzenlenmesi planlanan, yaklaşık 15 kilometrelik bölümü kent merkezinden geçerek Karadeniz'e dökülen ırmağa sahip Bartın'da, ilk akla gelen yer Amasra.

NE YEMELİ: Amasra'da, mevsime göre 28 civarında taze sebzenin kullanıldığı salatası ve mutfak kültürünü yansıtan balığı da mutlaka tadılmalı.

SUYUNDA MENDİL ISLATIN, ACINIZI UNUTUN

Ulus ilçesindeki aşk acısını dindirdiğine inanılan Ulukaya Şelalesi de ilginç öyküsüyle görülmeye değer yerler arasında.

Aşk tanrısı Eros'un, eşi Hera kendisini artık sevmiyor diye intihar eden Selamnos'un bedenini dönüştürdüğü şelaleden su içen, mendil ıslatan ya da yüzünü yıkayanların, yaşadıkları aşk acılarından arındığına ilişkin mitolojik öyküyü dinleyenler, Ulukaya köyünde 20 metre yükseklikten yazları da dahil olmak üzere sürekli akan şelaleyi keşfetmeden bölgeden ayrılmamalı.

Karadeniz Turları 1

RİZE'DE NE YEMELİ?

Rize'de öncelikle çayın tadına bakın... Başka hiç bir yerde bu kadar lezzetli çay içemezsiniz. Meşhur yemeklerine gelince...

LAZ BÖREĞİ: Yöreye has tereyağı ve günlük taze sütten yapılan Laz böreğini farklı lezzetleri tatmak isteyenler için iyi bir alternatif.

NERELERİ GEZMELİ: Mutlaka Kaçkar Dağları'na tırmanın... Ayder Yaylası ve Fırtına Vadisi'ni görmeden de sakın dönmeyin!

TRABZON DENİNCE...

NEREYİ GEZMELİ: Trabzon denince akla ilk gelen Sümela Manastırı, Trabzon'a ya da komşu illere gelenlerin en önemli uğrak noktalarından biri. Yazın, yeşiller arasında, kışın ise bir gelin gibi görünen Sümela Manastırı'nı kar altındayken de ziyaret etmeli. Bir de elbette Uzungöl var ki orası da eşsiz güzellikte...

MEŞHUR YEMEKLERİ: Trabzon gezisi sonrası yol güzergahında bulunan ve diğer yerlerdeki lokantalarda, yöresel yemeklerden kara lahana dolması, kaygana, Mısır turları ekmeği, tereyağında alabalık, Hamsiköy sütlacı, Akçaabat köftesi, Trabzon tereyağı ve peynirinden yapılan meşhur kuymağın tadına bakılabilir.

Karadeniz Turları 2

Gümüşhanede Bu Mağarayı Mutlaka Görün

Zigana Dağı'nı aştıktan sonra karşınıza çıkan Karaca Mağarası, yörenin en önemli turizm alanları arasında bulunuyor. 

Milyonlarca yıllık oluşumu ile gizemli bir dünyada yolculuk ederek, doğal klima havasında rahatlamak isteyenler, Karaca Mağarası'nı görmeli.

NESİ MEŞHUR: Gümüşhane mantısı, kuşburnu çorbası, zuluflu ve un herlesi çorbası, yergök dolması, çıtma fasulyesi, kaygana, eriştesi, lemisini ve tel helvası tadılabilecek lezzetlerden sadece birkaçı.

BAYBURT'TA ÖZEL TATLAR

NERELERİ GÖRMELİ: Şehrin kuzeyinde yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan Bayburt kalenin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Kale ve Bayburt Saat Kulesi, ziyaretçilerini bekliyor.

NE YEMELİ: Bayburt'a gelenler, yöresel yemeklerinden, tel helvası, tatlı çorba, galaçoş, ekşi lahana, lor dolması ve yalancı dolmanın tadına bakmalı.

''GÖĞE KOMŞU TOPRAKLAR''; ARTVİN

''Göğe Komşu Topraklar'' olarak adlandırılan Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3 bin 900 metreye kadar yükselen birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında krater gölleri ile adeta doğa tutkunlarının ayrılmakta zorlanacağı bir kent.

NE YAPMALI: Artvin'den, boğa güreşlerini izlemeden, tarihi harabeleri gezmeden ayrılmamak gerek.

NESİ MEŞHUR: Yöresel yemek çeşitleri bakımından oldukça zengin olan Artvin mutfağında, süt ve süt mamullerinden yapılan yemekler önemli yer tutuyor.

Yörede yetişen sebze ve kır otlarından değişik türlerdeki yemekler ile hamur işlerinden, hinkel, cergebas, bişi, katmer, erişte, lokum ve böreklerin tadına bakılabilir.

Karadeniz Turları 3

SAMSUN PİDESİ VE MEŞHUR ''NOKUL' TATLISI

''Atatürk'ün şehri'' olarak anılan Samsun'da Doğu Park'taki Müze Gemi Bandırma Vapuru, Gazi Müzesi ve Atatürk'ün Samsun'a ilk çıktığı o dönem Fransızlar tarafından kullanılan, günümüzde Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden yapılan

Reji yani Tütün İskelesi, Samsun'a gelenlerin görmesi gereken yerlerin başında geliyor. 

Samsun'a tatil için gelenler, teleferikle Amisos Tepesi'ne çıkabilir, çamların arasından gözüken deniz manzarasında kahve içebilir. Kente gelenler ayrıca, Bafra ve Ayvacık'taki baraj göllerini görebilir ve burada tereyağında kızartılmış alabalığın doyumsuz lezzetine varabilir.

Doğa meraklıları ise Kızılırmak Kuş Cenneti, Paflagonya Kaya Mezarları ve tarihi Asar Kale, Kunduz Yaylası ve Amazon diyarı Terme'yi mutlaka görmeli. Kaplıcalarıyla ünlü Samsun'a, şifa aramak için gelenlere, Havza ve Ladik'teki kaplıcalar öneriliyor.

Kaz etinden yapılan tiriti, Samsun pidesini, meşhur tatlı ''nokul''u, hamsi, mezgit ve kalkan tavayı Samsun'da tadabilirsiniz.

GİRESUN'UN MEŞHUR PİDESİNEREYİ GÖRMELİ: Adı fındık ile özdeşleşmiş olan Giresun'a gelenler, Karadeniz'in incilerinden biri olan Giresun Adası'nı mutlaka görmeli. 

Yaylada ızgara keyfi yapmadan ki (yaylada yenen ızgaranın tadı kolay kolay unutulmaz), dünyanın en lezzetli fındığını ve meşhur pidesini, hamsi böreği ve karalahana yemeklerini tatmadan Giresun'a gittim dememek gerek.
Karadeniz Turları 4

Ferhat ve Şirin'in Kenti; Amasya

Sevdaları tarihe mal olmuş Ferhat ile Şirin'den, dünyanın ilk coğrafyacısı olarak bilinen Strabon'a kadar birçok isme ev sahipliği yapan Amasya, çok sayıda Osmanlı sultanının da şehzadelik dönemlerini yaşadığı kent olarak biliniyor.

NERELERİ GÖRMELİ: Amasya turları'da Kral Kaya Mezarları, Harşena Kalesi, Aynalı Mağara, Darüşşifa (Bimarhane), Hazeranlar Konağı, Ferhat Su Kanalı, Sultan 2. Beyazıt Külliyesi, Halife Gazi Kümbeti, Çelebi Mehmet Medresesi ile Saat Kulesi, Gökmedrese ve Burmalı Minare Cami, kentte gezilebilecek önemli yerlerden.

Doğa harikası Borabay Gölü ve Taşova'daki Yukarı Baraklı Şelalesi ise Amasya'nın görülmesi gereken doğal güzelliklerinin başında geliyor.

NE YEMELİ: Amasya'da semaver çayı içilebilir, ''Şehzadeler Şehri''nde şehzadeler salatası ile balıklı dolma, keşkek, toyga çorbası ve bamya tadılabilir.

OKSİJEN DİYARI ORDU

NERELERİ GÖRMELİ: Ünye'den başlayıp Gülyalı'ya kadar uzanan sahili kara yolunda seyredenlere Karadeniz'in güzelliklerini taşırken, Bolaman-Perşembe arasındaki yol, sualtı mağaraları da görülmesi gereken yerler.

Ama Ordu'ya gelip de yapılması gereken ilk şey Boztepe'ye çıkmak ve buradaki eşsiz Karadeniz turları manzarasında yöresel yemeklerin tadına bakmak.

YAYLALARA ÇIKIN: Ordu'yu ziyaret edenler, Perşembe'deki Hoynat Adası ve Yason Burnu, Ulubey'deki Oktamış Şelalesi, Mesudiye'deki Keyfelan Yaylası, Gölköy'deki Ulugöl, Akkuş Argın Yaylası, Kabadüz'deki Çambaşı Yaylasını ziyaret etmeli, yaylaların doğal güzelliğini keşfetmeli.

NE YEMELİ: Ordu'ya gidenlere, başta karalahana sarması olmak üzere hamsili pilavın, Mısır turları unlu kara lahanası çorbasının ve Ordu pidesinin tadına bakmadan dönmemeli.

Karadeniz Turları 5

Tarihi Sinop Cezaevi

Sinop'a gelen ziyaretçilerin ilk uğrak yeri Tarihi Sinop Cezaevi. Pek çok ünlüyü ağırlayan ve Sabahattin Ali'nin, ''Aldırma Gönül'' şiirini yazdığı, film ve dizi filmlere ev sahipliği yapan

Tarihi Sinop Cezaevi 1997 yılında boşaltıldıktan sonra 1999 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edildi.

ŞEHİTLER ÇEŞMESİ: Sinop'ta görülmesi gereken diğer yer ise 1853 yılındaki Osman-Rus Savaşı sırasında donanmaya düzenlenen baskında şehit düşen denizcilerin üzerinden çıkan parayla yaptırılan Şehitler Çeşmesi.

Sinop'ta görülmeden dönülmemesi gereken yer ise Türkiye'nin tek fiyordu olan ve il merkezinden araçla yaklaşık 20 dakika mesafede bulunan Hamsilos Koyu.

NE YEMELİ: Kentin lezzetleri nokul, etli hamur, içli tava, mamalika ve Sinop kestanesi de damak zevkine düşkün olanları bekliyor. Sinop'ta deniz havasını soluyarak birbirinden lezzetli balık ve salataların tadına bakmak mümkün. Özellikle iskorpit şiş tadına doyulmaz bir lezzet.

TOKAT: ÇAMİÇİ YAYLASI'NDA PİKNİK

NERELERİ GÖRMELİ: Tokat'ta, Selçuklulardan kalma Tokat kalesi, Osmanlılardan bu yana kadar ayakta olan ve aslına uygun olarak restore edilen Mevlevihane, tarihi Tokat evleri ve hamamlar, kente gelen ziyaretçiler tarafından gezilebilecek yerlerden birkaç alternatif.

Ziyaretçiler, Almus ilçesindeki baraj gölünün doğal güzelliklerini izleyebilir, Reşadiye ilçesindeki kaplıcayı ziyaret edebilir, Niksar ilçesindeki doğal güzellikleriyle dikkat çeken Çamiçi Yaylası'nda piknik yapabilir.

NE YEMELİ: Tokat'ı gezmeye gelenler, Tokat kebabı, bat yemeği ve keşkeki mutlaka tatmalı.

Tokat'tan ayrılırken yakınlarına hediye götürmek isteyenler, el yazması ve Tokat bakırı alabilir.

Karadeniz Turları 6

Göl Cenneti Bolu

Bolu'daki ünlü Abant, Yedigöller, Gölcük Tabiat Parkının yanı sıra Sülüklü Göl, Sünnet Gölü, Aladağ Gölü ve Seben Taşlı Yayla Göleti doğa tutkunlarını bekliyor.
Mudurnu ve Göynük turları tarihi evleri ve Seben'deki kaya evleri görülmeye değer.

NE YEMELİ: Bolu'nun kabaklı gözleme, kaşıksapı, keşli cevizli makarna, bakla çorbası ve paşa pilavı ile şerbet, kızılcık, karadut ve erik hoşafı mutlaka tadılmalı.

LEBLEBİNİN ANAVATANI ÇORUM

NERELERİ GÖRMELİ: Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve Hitit medeniyetinin başkentliğini üstlenmiş Çorum'daki kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin sergilendiği Çorum Müzesinde, Hitit medeniyetinin yanı sıra Roma, Doğu Roma, Osmanlı, Eski Tunç Çağı, Helenistik, Etnografik ve Asur ticaret kolonileri dönemlerine ait birçok eser görülebilir.

NE YEMELİ: Çorum'un yöresel yemekleri olan çatalaşı, keşkek, yahni, mantı, baklava, İskilip dolması ve sırık kebabı tadılabilir.

25 ÇEŞİT LEBLEBİ: Leblebisi ile ün yapmış kentte, Çöplük Çarşısı'nın arka taraflarında bulunan leblebi üreticilerinden günün her saatinde yaklaşık 25 çeşidi bulunan Çorum'un meşhur leblebisini de taze olarak satın almak mümkün.

Karadeniz Turları 7

Tatile Çıkarken Sağlığınıza Dikkat Edin

Son günlerde neredeyse herkesi bir tatil telaşı almış durumda. İşte bu telaş, zaman zaman tatilcilere yurt içinde ve yurtdışındaki seyahatlerinde bazı hastalıklarla karşılaşabilecekleri riskini unutturuyor.

Seyahat süresinde veya sonrasında tatilcilerin besin zehirlenmesi, turist ishali, kolera, tifo, sarılık, sıtma, sarı humma, zatürree gibi hastalıklara yakalanmaları söz konusu... Bu hastalıkların gelişmesinde seyahat şekli, bölgenin mikrobik yapısı ve tabiat şartları önemli rol oynuyor. Alman Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Cengiz Uzun, tatile çıkacak olanlara seyahat hastalıkları ve alınabilecek tedbirler konusunda önerilerde bulunarak şu bilgileri verdi.

“Bir çok kişinin ortak kullanım alanı olan yüzme havuzları en çabuk kirlenebilen alanlardır. Birçok bakteri, virüs ve parazit bu kirliliği doğurur. Suya karışan pek çok mikrop, suyun yutulması ile kişilerde ishal tablosu oluşturur. Ayrıca havuzlardaki klor, kimyasal konjonktivit dediğimiz göz enfeksiyonuna sebep olur. Ayrıca durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemesi gerekmektedir. Suya atlarken burun tutulmalı veya tıkaç kullanılmalı. Havuz ve deniz suyu yutulmamalı. Ciltte sıyrık ve kesik alanları varsa, yüzme sonrasında temiz su ve sabunla yıkanmalı. Kulak enfeksiyonlarını önlemek için kulak tıpaları takılmalı. Göz enfeksiyonlarını önlemede su altı gözlüğü veya maskeleri kullanılmalı. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzülmemeli. Gelişebilecek ishal, solunum sistemi, cilt, kulak ve göz enfeksiyonlarının tedavileri konunun ilgili uzmanlarına danışılarak yapılmalı.”

Lejyoner hastalığına dikkat!

Tatilde karşımıza çıkabilecek bir diğer hastalık ise 'Lejyoner Hastalığı'dır. Bu hastalık 'Legionella pneumophila' adlı bakterinin yol açtığı bir akciğer enfeksiyonudur. Bu bakteri göller, nehirler ve akarsular gibi yüzey sularında, termal su banyoları ve çamurların normal florasında bulunur. Tabiattaki ortamlardan şehir şebeke suyuna karışabilir. Bu sebeple binaların su tanklarında, air-condition sistemi soğutma kulelerinde, duş başlığı ve musluklarda çöken kireç tabakalarına yerleşebilir. Sudaki bu bakterilerin solunum sistemiyle akciğerlere ulaşması sonucunda enfeksiyon gelişir. Bu hastalığın belirtileri, bakteri alındıktan 2-10 gün sonra ortaya çıkar ve ani başlar. Öncelikle halsizlik, yorgunluk ile başlayan şikayetlere ateş, öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı eklenir. Genelde başlangıçta balgam çıkışı olmaz. Bulantı, kusma karın ağrısı ve yaygın kas eklem ağrıları olur. Bazı hastalarda dalgınlık, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı ve koma ile seyredebilir.

Kirlenmiş sularda Hepatit A riski

Tatilde bir diğer dikkat edilecek risk ise Hepatit A enfeksiyonudur.

Hepatit A, insan dışkısı, lağım suları ile kirlenmiş (Kontamine olmuş) suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış yiyeceklerin tüketilmesi ile bulaşır. Hastalığı aktif olarak geçiren fertlerde kısa süreli kanda bulunduğu bir dönem vardır. O dönemde hastadan sağlıklı kişilere kan transfüzyonu yapılırsa bulaşabilir.

Klinik belirti ve bulgularla seyreden akut Hepatit A enfeksiyonunda sıklıkla halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, ateş, bulantı, kusma, karın ağrısı, sarılık, koyu renkli idrar, baş ağrısı, açık renkli dışkı, ishal, kas-eklem ağrıları ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları (öksürük, nezle görülür. Tabiatta özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishale sebep olan mikroplar da bulunmaktadır. Bunlar, kanalizasyon karışan durgun sular, ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında uzun süre canlı kalarak çoğalabilirler. Bu mikroplu suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle kişi mikrobu alır. İshal olan kişiler de dışkılarıyla çevreye bulaştırırlar.

İshale karşı nasıl mücadele edilmeli?

İshale bağlı gelişen sıvı ve tuz kaybı oldukça önem taşımaktadır. Bu sebeple, bu kaybın derecesi belirlenip, az oranda ise ağız yoluyla, şiddetli oranda ise damardan yerine konması gerekir. Ev ortamında da hazırlanabilen; 5 su bardağı kaynatılmış soğutulmuş suya 2 çorba kaşığı şeker, 1 çay kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konarak karıştırılır. Her ishal sonrası mutlaka olmak üzere hastaya içebildiği kadar sık aralarla içirilir.

Tatilde beslenme

Yolculuklar sırasında sulu ve hafif gıdalar tercih edilmesi gerekmektedir. Diyabetiklerin düşük kan şekerine karşı yanlarında kurutulmuş meyveler veya kurabiye gibi yiyecekler bulundurmaları önerilir. Dondurma gibi süt ürünleri (muhtemel uygunsuz pastörizasyon ve soğutma işlemleri yüzünden), sokak satıcılarında satılan yiyecekler, marul, domates gibi taze sebze ve meyveler kullanılmamalıdır. Kimyasallardan etkilenmiş sebzelerin kullanımı sakıncalı olduğundan, kistlerin ve patojenik bakterilerin ortadan kaldırılması için kaynatılması uygun olur. Meyveler soymadan yenmemeli. Et ve balık iyi pişirilmeli ve sıcakken tüketilmelidir.

Yaz ishalleri mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Yaz aylarında su tüketiminin artması nedeniyle kişilerin hijyene daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.

Yaz aylarıyla birlikte tabiattaki sıcaklık artışı, canlıların ve dolayısıyla da insanların daha fazla su tüketmesine neden oluyor. Ancak bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri mikroplu suların içilmesi veya bu su ile yakınmış yiyeceklerin tüketilmesiyle kendini gösteriyor. En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir.

Seyahatlerde bu hastalıklar sık görülüyor:

Yapılan araştırmalara göre seyahatlerde en sık rastlanılan sorunlar şunlar:

-turist ishali,

-gıda zehirlenmeleri

-sarılık

-jet lag,

-taşıt tutmaları

-baş dönmesi,

-ayak şişmeleri

-varis

-derin ven trombozları


Seyahatlerde görülen mikrobik hastalıklar:

-menenjit

-kolera

-Lejyoner hastalığı

-tifo

-HIV

-B tipi sarılık

-kuduz

-A tipi sarılık

-zatürree

-sıtma

-bağırsak iltihabı

-turist ishali

Seyahatte yanınızda olması gerekenler

-Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve şapka

-Haşerelere karşı aerosol sprey

-İshal ilacı

-Portatif su filtreleri ve iyot tabletleri (özellikle açık alan veya kampa gidiyorsanız)

-Güneş kremi ve güneş gözlüğü

-Reçeteli tüm ilaçlarınız ve reçeteleriniz

Yolculukta neler yapılmalı?

-Bol su için

-Alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durun

-Bol, terletmeyen ve rahat giysiler giyin

-Kısa aralıklarla uyumaya çalışın

-Oturduğunuz yerde basit bacak ve ayak egzersizleri yapın, dar ayakkabı ve çorap giymeyin

-Saat başı yolculuk ettiğiniz taşıtın koridorunda kısa yürüyüşler yapın,

-Mümkünse yolcuktan hemen önce doktorunuza danışarak bir Aspirin alın.

Türk turistler İtalya'da mahsur kaldı

Şirketin uçağıyla İtalya'ya tatile giden Türk turist grubu, dönüş için havalimanına gelince uçuşların durdurulduğunu öğrendi

Zaman gazetesinin haberine göre, yolcular, başka bir uçak bulabilme umuduyla Bari'den Roma'ya geçti. Ancak burada da kendilerine Türkiye'ye sefer yapan diğer şirketlerin ekonomi sınıfında yer olmadığı gerekçesiyle bin 800 Euro'ya business class koltukları önerildi. Bu parayı veremeyen Türk yolcular, 2 gündür Roma turları Havalimanı'nda bekliyor.
İtalyan Alitalia, Myair'in mağdur ettiği yolculara, 70 Euro'luk promosyon koltuklarında boş yer olması halinde taşıma sözü verdi. Yedek yolcu olarak promosyonlu uçuş listesine dahil edilen Türk yolcular, boş yer çıkması umuduyla havaalanında kalıyor. Türk yolculardan Semih Yıldırım, 2 gündür Roma'da Alitalia'nın yedek yolcu kontenjanından boş koltuk çıkmasını beklediklerini söyledi. Vize sürelerinin de dolmak üzere olduğunu belirten Yıldırım, Myair yüzünden italya turları tatillerinin zehir olduğunu aktardı. Yıldırım, THY'den kendilerine yardımcı olmalarını isterken, "Bundan sonra THY dışında başka yabancı bir havayoluyla uçmayı düşünmüyorum. Tatilimiz zehir oldu." dedi. İtalya'nın 'low cost' olarak adlandırılan ucuz fiyatlı havayolu şirketlerinden Myair'in uçuşları, mali yükümlülüklerini yerine getirmediği için durduruldu. Şirket, İstanbul turları Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan İtalya'nın Bari şehrine doğrudan uçuş gerçekleştiriyordu. Myair'in borçlarını ödeyemediği ve mali durumunun da kötü olduğu belirtildi.